Zihin
(İng. Mind, Fr. esprit. Alm. Geist, verstand )
Gerek dildeki, özellikle de gündelik dildeki kullanımında her yere sızmışlığıyla, gerek çokanlamlılığın sınırlarını zorlayan geniş anlam yelpazesiyle, gerekse felsefedeki hemen her dizgede başka başka adamlar yüklenip farklı farklı tanımlanmasıyla ve de us, tin, anlık gibi felsefenin diğer başat terimlerinin yerine kullanılmasıyla felsefe tarihinin en çetrefil terimlerinden biri olan […]
Zihin-beden ikiliği
Genellikle Descartes’ın ikici varlıkbilgisine göndermede bulunarak dile getirilen, zihin felsefesinin uzun süre boyunca tartışılagelmiş en temel sorunlarından biri. Descartes’ın ikici görüşüne göre dünya iki tözden oluşur. Bunlardan birinin belirleyici özelliği uzamsal oluşu, diğerinin ki ise düşünsel oluşudur.
Descartesçı varlıkbilgisi bu iki töz arasındaki etkileşimi tanımlamakta zorlanır. Örneğin insan bedeni gibi uzamı olan bir mekanizmanın zihin dediğimiz […]
Zorunluluk
Zorun(lu)luk
[ İng. necesitty; Fr. nécessité, Alm. Notwendingkeit, Yun. anagke, Lat. necessitas es. t. Zarûret, zarûriyyat]
En genel anlamda, başka türlü olamayan, olumsal olmayan ya da olmaması olanaklı olmayan durum; olduğundan başka türlü olamayacak olma durumunu dillendiren, olduğundan başka türlü olmanın mantıksal bakımdan olanaksızlığını dile getiren felsefece ulam. Öte yandan, mantık diliyle söylendiğinde, bir önerme yanlışlamıyor ise […]
Zuhurcu Evrim
Zuhurcu (Emergent) Evrim
İdealistik bir gelişim teorisi; moderne Anglo-Amerikan felsefede, özellikle yeni-realizmin temsilcileri arasında yaygınlaşmıştır. Zuhurcu Evrim, 1920’lerde, materyalist diyalektiğe karşı olarak ortaya çıkmıştır. Gelişimi atılım ve sıçrama, yeni’nin zuhuru vs’le “açıklama”amacını güder. Zuhurcu Evrim’in teorisyenleri, değişim sürecini irrasyonel, mantıksal olarak kavranamayan aktlar olarak yorumlarlar ve nihai olarak tanrısal varlığı kabul derler. Bu teori tabii ve […]
Yargı
[Alm. Urteil ]
[Fr. jugement ]
[İng. judgement ]
[Yun. apophasis ]
[Lat. iudicium]
[es. t. hüküm]:
Bir şeyin ya da iki şey arasındaki bağıntının gerçekliğini evetleyen ya da değilleyen düşünsel edim; dille anlatımı-ı önermedir.
Temel formülü: S P dir.
Yargının yapısı: Yargıda (önermede)
a. kendisi için bir şey söylenen = konu (subjectum),
b. bu konu üzerine söylenen = yüklem (praedikatum), bu konu ile yüklemi […]
Yaradancılık
[Alm. Deismus ]
[Fr. deisme ]
[İng. deism ]
[Lat. deus = Tanrı]
Tanrı’ya inanmakla birlikte, belli bir dinin dogmalarını ve ilkelerini benimsemeyen; Tanrının evreni yarattıktan sonra onu, kendi yasasına göre işlemek üzere kendi başına bıraktığını öne süren öğreti. //
Yaradancılık XVI. yüzyılda Tanrıtanımazlığın karşıtı olarak ortaya çıkmıştır. Sonradan, Aydınlanma döneminde kilise öğretisini eleştirerek us dinini savunanların öğretisi olmuştur. Belli […]
yönelim
[Alm. Intention]
[Fr., İng. intentionJ
[Lat. intentio]:
Bir şeye yönelme; bir şeyi erek edinme.
Skolastik felsefede: Düşünmenin bir bilgi konusuna yönelmesi. (Yönelinen konunun gerçekte var olması gerekmez; tasarlanan bir şeye de yönelinebilir.)
Brentano ile bu kavram yeniden felsefe alanına çıkmıştır; Bilinç olayının özü bu yönelimdedir. Bilinç olayları hep “bir şey üzerinde bilinç”tirler; “bir şeyi” görmeden “göremem”, “bir şeyi” düşünmeden, […]
yönelimsel
[Alm. İntentionol]:
Görüngübilimde kullanılan terim.//
a. Bir şeye yönelmiş olan, örneğin: yönelimsel edimler (intentionale Akte)
b. Yönelinen (intendiert), örneğin: yönelimsel nesne (intentionaler Gegenstand), düşünülmüş olan nesne.
c. Yönelimsel birlik: Yönelimsel edimlerin çokluğuna karşı bir anlamın özdeş içeriği.
Husserl sözcüklerin anlamını açıklamasında üçlü bir anlam çözümlemesi yapar:
a. Yönelinen anlam (intendierender Sinn = Bedeutungsintention).
b. Doldurulan, gerçekleştirilen anlam (Erfüllende Sinn = Erfüllungsintention).
c. […]
yönelmişlik
Alm. Intentionalittit]
[Fr. intentionalite]:
Bilincin bir konuya yönelişini, bir şeyle ilişki kurmasını dile getiren görüngübilim terimi. //
Brentano’nun skolastik felsefeden alıp kullandığı bu terimi sonradan Husserl geliştirmiştir. “Duyuyorum.”, “Düşünüyorum.”, “Seviyorum.” gibi bilinç edimlerini dile getiren sözlerin bir anlam kazanması için bu yaşantıların bir şeye bağlanması, bir şeyle ilişki kurması gerekir: “Bir şeyi seviyorum.”,”Bir şeyi düşünüyorum.” vb. Burada önemli […]
Yabancılaşma
[ İng. alienation, Fr. aliénation, Alm. entäusserung, entfremdung]
Bir kimsenin kendi emeğinin ürünlerinden aşırı biçimde kopması; genellikle yaşamın aslında çekici ve değerli olabilecek kimi yönlerinden açıkça nefret etmeyle ya da bunlara kayıtsız kalmayla sonuçlanan toplumsallıktan ayrı düşme. Terimi ilk kez Hegel, Tinin Görüngübilimi (1807) adlı yapıtında, “saltık” aracılığıyla kavranmamış insan yaşamının kolaylıkla doğaya yabancılaşacağını vurgulamak üzere […]


