DENEYCİLİK

Eylül 24, 2007

DENEYCİLİK

Ing. empiricism;

Fr. empirisme,

Alm. empirismus,

es. t. ibtibâriyye, tedrîbîyye

Eski Yunanca’da “deney”, “deneyim”, “duyu verisi” gibi anlamlar taşıyan empeiria’dan türetilmiÅŸ felsefe terimi. Felsefedeki en genel anlamıyla tüm bilginin kaynağının deneyim olduÄŸunu söyleyen bilgikuramı; insan bilgisinin tek kaynağının deney olduÄŸunu öne süren bilgi öğretisi.

Deneycilerin deneyimden anladığı genellikle duyu organları aracılığıyla gerçekleştirilen deneyimdir. Gizemci deneyim, estetik deneyim vb. deneycinin başvurmayı tercih etmeyeceği bilgi edinme yollandır. Deneyci düşüncenin en belirgin özelliği deneyime önsel (a prion) bilgiyi yadsımasıdır. Deneyci görüş insan zihninin deneyimden yararlanmadan sahip olduğu düşünülen kavramların varlığını reddeder. Deneyciliğin savunucularına göre deneyimden bağımsız gibi görünen her kavram deneyimle edinilen başka kavramlara indirgenebilir. Felsefe tarihi boyunca bütün zorunlu doğruların önsel yani a priori olduğu kabul edilegelmiştir. A priori önermelerin varlığından hoşlanmayan deneycilere göre ter zorunlu doğru aslında tanımı gereği doğrudur, yani uzlaşıma bağlıdır. Bir başka deyişle her zorunlu doğru analitiktir. Bunun sonucu olarak a priori önermelerin hepsi analitik olacağından -diğer yandan usçu filozoflara göre sentetik a pırorz önermeler de vardır- a priori önermeler arak deneyci görüşlere ters düşmez. Böylelikle, deneyciler deneyimden bağımsız gibi görünen matematik, mantık gibi bilimlerin doğru önermelerinin dünya hakkında bilgi vermeyen önermeler olduğunu savunmuşlardır.

Felsefe tarihine bakıldığında, bilgiyi deneyimle edinilen bilgiye indirgemeye eÄŸilimli birçok fılozoftan (sözgelimi ilkin Francis Bacon ‘ söz açılabilir, ancak deneyciliÄŸi dizgeli bir ÅŸekilde ortaya koyan düşünür John Locke ‘tur. Locke en baÅŸta Descartes ‘ın “doÄŸuÅŸtan gelen düşünceler” (Lat. ideae innatae) görüşüne karşı çıkmış ve zihnin herhangi bir deneyime girmeden önce boÅŸ bir kâğıt gibi olduÄŸunu (tabula rasa) ve deneyimle doldurulduÄŸunu ileri sürmüştür. Locke’tan sonra George Berkeley ve David Hume da deneyci bilgi- kuramını savunmuÅŸlardır.

XIX’. yüzyılda John Stuart Mill, kendinden önceki deneycilerin cesaret edemediÄŸi bir ÅŸekilde matematiksel ve hatta mantıksal bilginin - bile tümevarımla ve deneyimle elde edilen bilgi türleri olduÄŸunu öne sürmüştür. Deneyci görüşler Viyana Çevresi felsefecilerince de çok tutulmuÅŸ ve benimsenmiÅŸtir. Ancak 195U7erden sonra W. V. Quine ‘ın “Two Dogmas of Empiricism” (”DeneyciliÄŸin İki Dogması”, 1951) baÅŸlıklı yazısında deneyciliÄŸin önkabullerine getirdiÄŸi eleÅŸtiri ve Noam Chomsky ‘nin Aspects of the Theory of Syntax (Sözdizimi Kuramının ÇeÅŸidi Yönleri, 1965) adli kitabında dil bilgisinin a priori temellerini ortaya koyması ile deneycilik çok kan kaybetmiÅŸtir.

Felsefe tarihi boyunca deneyciliğe yapılmış olan eleştiriler temelde iki koldan ilerler.
İlk eleÅŸtiri a priori bilginin varlığını öne sürer. “Mantık ve matematik bilgisinin deneyle onanmaya ihtiyacı yoktur” itirazı deneyciler için üstesinden gelmeyi tam olarak hiç beceremedikleri bir zorluÄŸu dile getirir. XX. yüzyılda mantıkçı deneyciliÄŸin bu itiraza verdiÄŸi yanıt -Hume ‘un yanıtının aynısıdır- mantık ve matematik önermelerinin analitik önermeler olduÄŸu ve bu yüzden de dünya hakkında zaten bilgi vermedikleri biçiminde özetlenebilir. Bu görüş, Quine ‘ın “DeneyciliÄŸin İki Dogması” adli makalesinde analitik ve sentetik önermeler ayrımına yapağı itirazla oldukça yıpranmışlar.

DeneyciliÄŸe yapılan ikinci eleÅŸtiri ise deneyciliÄŸe içerden saldırır. Deneycilik, bu ikinci eleÅŸtiriye göre, bilgisinin deneyimden geldiÄŸini iddia ettiÄŸi, örneÄŸin “ideal koÅŸullarda tüm cisimler aynı hızla düşer” türü bilimsel önermelerde bile bazı deneyim dışı ilkelere ve kurallara baÅŸvurduÄŸumuzu gözden kaçırmaktadır. Öncelikle “ideal koÅŸullar” denilen koÅŸulların bilgisinin ne tür bir deneyimle elde edildiÄŸi belli deÄŸildir.

İkincisi, deneyimlenen sonlu örnekten bütün cisimler için bir sonuç çıkarmak tümevarım ilkesine baÅŸvurmadan mümkün deÄŸildir. Tümevarım ilkesinin deneyimle temellendirilebileceÄŸi de savunulamaz, çünkü bu “tümevarım her zaman iÅŸe yarar” gibi bir öncül gerektirir ve tümevarımın hep iÅŸe yaradığım söyleyebilmek için yine tümevarım yapmak gerekir. İnsan bilgisinin tek kaynağının duyular yoluyla gerçekleÅŸtirilen deneyimler olduÄŸunu öne süren deneycilik, Felsefenin en temel sorularından “Bilginin kaynağı ya da kökeni nedir?” sorusu baÄŸlamında verilen yanıtlara baÄŸlı olarak felsefe tarihinde usçuluk ile uzantıları doÄŸuÅŸtancılık ve önselciliÄŸe karşıt bir konumda yol almıştır.

Deneycilik anlayışının izleri felsefe tarihinde geriye doÄŸru sürüldüğünde “Stoacılik” ile “Epikurosçuluk”a dek uzandığı görülmekle birlikte, bu anlayış en yetkin biçimiyle başını Locke, Berkeley ve Hume ‘un çektiÄŸi “İngiliz DeneyciliÄŸi”nde temellendirilmiÅŸtir. Bunun yanında David Hardey ve Joseph Priestley tarafından ortaya atılan “ÇaÄŸrışımcı Deneycilik” deneyciliÄŸin bir sonraki aÅŸamasına karşılık gelirken, Viyana Çevresi düşünürlerince geliÅŸtirilen “Mantıkçı Olguculuk” ya da “Mantıkçı Deneycilik” deneyciliÄŸin en son biçimini almış modern uzantısıdır.

eXTReMe Tracker

otel emlak inþaat tekstil