Marksizm

Eylül 24, 2007

SİYASÎ KURAM

Dostu ve çalışma arkadaşı Friedrich Engels ‘in de iÅŸaret ettiÄŸi gibi, Marx düşüncesini üç entelektüel etkiden yararlanarak biçimlendirmiÅŸtir: Hegel ‘in Alman felsefesi, lngiliz klasik okulunun ekonomi politiÄŸi ve Fransız sosyalist düşünceleri. Gene de Marx, bu etkilerin hepsini eleÅŸtirmekten geri kalmamıştır.

Marx , felsefede ustası olan Hegel ‘den tarihin akışını belirleyen diyalektik ilkeyi alır: herhangi bir dönemde çeliÅŸkiler bir bunalıma dönüşerek çözüme ulaşıncaya kadar ağırlaşır. Tarih böyle ilerlediÄŸi gibi yaÅŸam da böyle ilerler.

Ama Marx, Hegel ‘in idealist düşüncesini, soyutluÄŸu ve siyasi statükoyu haklı gösteriÅŸi nedeniyle ta baÅŸtan eleÅŸtirmiÅŸtir. Bunun üzerine, dini bir yabancılaÅŸma olarak açıklayan Ludwig Feuerbach’ın hümanist ve materyalist analizine yönelmiÅŸtir. Ona göre, insan, Tanrı’ya vermek üzere özünden ve niteliklerinden vazgeçmektedir. Marx , yabancılaÅŸma düşüncesini geniÅŸletip kültür alanının tümüne yayacaktır. Bu alan, yaÅŸamın gerçeklerini, toplumdaki baskı güçlerini, hatta insanların eylem yeteneklerini görmesin diye insanın gözlerini kör eden yanılsamalarla dolup taşımaktadır. Toplumun üstyapısı (din, sanat, düşünce, hatta insan ve yurttaÅŸ hakları), Marx’a göre, onun altyapısını -ekonomi, gerçek yaÅŸam- haklı göstermeye yöneliktir. Ama maddecilik kaba saba deÄŸildir: her ne kadar üstyapının evrimi, altyapının evrimine baÄŸlıysa da, bu birinin öbürüne indirgenebileceÄŸi veya karşılıklı iliÅŸkilerinin yalın ve her zaman tek yanlı bir determinizme baÄŸlı olduÄŸu anlamına gelmez. Marx, tarihin karmaşıklığını hiç- bir zaman göz ardı etmemiÅŸtir.

Yazılarının çoÄŸunda Marx , büyük tarihsel evrelerin birbirini izlemesinde kesin bir sıra sunmuÅŸtur. Bu evrelerin her biri, egemen bir «üretim tarzı» ile belirlenmektedir: ilkel komünizm, kölecilik, feodalizm, kapitalizm. Bu evrimin son aÅŸaması olan komünizm, insanın insanı sömürmesinin son bulacağı yepyeni bir çaÄŸa tekabül eder. Bunu kanıtlamak için, Marx ÅŸu düşünceye dayanır: proleterler, kapitalist toplumda öylesine zor bir durumla karşılaşırlar ki, her türlü milliyetçi, ahlakî veya dinî duyguyu kaybederler. O zaman, eylemle ve gerçeÄŸi birleÅŸtiren bir «sınıf bilinci»ne ulaşırlar. Marx ‘ın bu mesihçesine görüşü devrimci hareket için güçlü bir etken olacaktır. Marx’ın kuramsal araÅŸtırmalarıysa daha sonra kapitalizmin ekonomik incelemesine yönelecektir.

Polemikler dönemi

Kuram, uygulama arasında bir bağın zorunlu olduÄŸu yolundaki Felsefî inancına baÄŸlılığını sürdüren Marx , hiçbir zaman siyasi eylemin dışında kalmamıştır. Bu nedenle de gerek eleÅŸtirdiÄŸi, gerekse yanında yer aldığı kiÅŸiler hiçbir zaman salt aydınlar olmamıştır. Gözleri önünde akıp giden tarihin uyanık bir gözlemcisi olan Marx, bu tarihten sürekli dersler çıkartmıştır. Avrupa’da XIX. yy’daki sınıf mücadeleleri, devrimler ve savaÅŸlar, Marx’ın düşüncesini, kesin biçimde yönlendirmiÅŸtir.

Uluslararası bir devrimci hareket

Marx , komünist görüşlerinden esinlenmiÅŸ olmakla birlikte, Fransız sosyalistlerinin (Saint-Simon, Charles Fourier, Etienne Cabet ve özellikle Proudhon) ütopik düşüncelerini ve siyasî etkiden yoksun oluÅŸlarını eleÅŸtirmiÅŸtir. İlk uluslararası işçi örgütü olan Komünistler BirliÄŸi için Komünist Manifesto’yu (1847) kaleme almıştır. Bu örgütün, baÅŸlangıçta benimsediÄŸi «Tüm insanlar kardeÅŸtir!» sloganını Marx ve Engels’in etkisiyle terkedip «Bütün ülkelerin proleterleri birleÅŸin!» sloganını benimsemiÅŸ olması anlamlıdır. Devrimci bir giriÅŸimden yana olan Marx, kapitalist sistemin yaygınlığı derecesinde işçi sınıfının da uluslararası nitelik kazanması gerektiÄŸini vurgulamıştır. Nitekim, işçi hareketi bir süre, çok deÄŸiÅŸik siyasî görüşleri (Fransız Proudhoncular, anarÅŸistler, İngiliz liberaller ve sendikalistler [trade-unionistler]), bünyesinde toplayan Uluslararası Emekçiler BirliÄŸi’ni (UEB), yani, I. Enternasyonal’i örgütlemiÅŸtir. Marx, bu örgüt içinde baÅŸlangıçtan itibaren önemli rol oynamış, örgütün yönetimine katılmış ve «bilimsel sosyalizm» düşüncesine uygun olarak proleterlerin sınıf bilincine kavuÅŸmasına yönelik eÄŸitim metinleri hazırlamıştır.

Bilimsel sosyalizmin siyasi olarak radikalleÅŸmesi.

Marx , 1848 Devrimi’nin yenilgisinden etkilenerek proletarya diktatörlüğü düşüncesi, yani iktidarın proletarya tarafından zorla ele geçirilmesini benimsemiÅŸtir. Nitekim, Bonapartçılıkta (Louis Bonapart’ın 18 Broumaire’i, 1852) somutlaÅŸtığını gördüğü demokratik burjuva cumhuriyeti ve onun bürokratik ve askerî Devlet çarkına yönelttiÄŸi eleÅŸtiriyi sertleÅŸtirmiÅŸtir. Marx , 1871 Paris Komünü’nü ilk proletarya diktatörlüğü deneyimi olarak selamlamıştır.

Aynı anlayışla Marx, 1875′te, kendi yandaÅŸlarıyla Ferdinand Lasalle yandaÅŸlarının birleÅŸmesiyle oluÅŸan Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin programına karşı çıkmıştır. Nitekim, Lassale yandaÅŸları Prusya Devleti’nin sosyalist bir müdahalede bulunacağı ve böylece barışçı yoldan komünizme geçileceÄŸi umuduna inatla baÄŸlı kalmışlardır. Marx, bu vesileyle, proletarya diktatörlüğü kavramını, iki zorunlu evreye ayırarak kesinleÅŸtirmiÅŸtir. Birinci evrede, yani sosyalist düzende, proletarya diktatörlüğü hüküm sürecek ve üretici güçler «herkes emeÄŸine göre» ilkesi uyarınca geliÅŸtirilecektir. Bu büyümenin yaratacağı bolluk, ikinci evrenin, yani komünizmin ortaya çıkışını mümkün kılacaktır; bu evrede ücretlilik ve devlet ortadan kalkacak ve «herkes ihtiyacına göre» ilkesi yürürlüğe girecektir. Marx ‘ın Paris Komünü hareketini yorumlayışı İngiliz sendikalistlerinin karşı çıkmalarına yol açtı ve onlar I. Enternasyonel’den ayrıldılar. Marx ve Engels , bu dönemde, sosyalistlerin düzenli ve birleÅŸik bir örgüt karmalarının yararlarını belirtmiÅŸlerdir. Nitekim Bakunin yönetimindeki anarÅŸistlere karşı çıkmışlar ve onları 1872′de Enternasyonal’den çıkarmışlardır. Bundan sonra Marksizm egemen ideoloji durumuna gelmiÅŸ, ancak onun içinde de polemikler süregitmiÅŸtir.

Reformcu Marksizm.

SanayileÅŸmenin geliÅŸmesiyle birlikte, sendika atılımının güç verdiÄŸi sosyalist hareket, XIX. yy’ın son çeyreÄŸinde, özellikle Almanya’da büyük bir yaygınlık kazandı. 1889′da, Jules Guesde ‘in Fransız Işçi Partisi’nin yönlendiriciliÄŸinde II. Enternasyonal kuruldu. Kendisi de bir Marksist olan Jules Guesde, parlamenter eylemin önceliÄŸini vurguluyordu. Demokrasideki ilerlemeler ve işçilerin yaÅŸam koÅŸullarındaki iyileÅŸmeler, güçlü bir kitle partisinin yasal zaferiyle sosyalizme barışçı bir geçiÅŸ olanağını öngörmeye izin veriyordu. Bu sırada Alman sosyal demokrat hareketi içinde, başını Edouard Bernstein ‘in çektiÄŸi ve reformculuÄŸu savunan Marksistlerle başını Karl Kautsky ‘nin çektiÄŸi ortodoks marksistler arasında yoÄŸun bir tartışma yaÅŸanıyordu. Bu tartışma da, daha öncekiler gibi, klasik siyasî polemikten doÄŸuyordu.

Komünizm veya sosyalizm

Leninist öğreti, ardından 1917 Devrimi sırasında Rusya’da iktidarı ele alan BolÅŸevik Partisi’nin siyasî uygulaması, Marksist harekette onaylamayan bir kopuÅŸa yol açtı.Lenin, Rus işçi hareketinin «dünya proletaryasının öncüsü» olduÄŸunu ilan etti. 1919′da kurulan Komünist Enternasyonal (Rusça Komintern) veya III. Enternasyonal, Rusya Komünist Partisi’nin çevresinde deÄŸiÅŸik ulusal komünist partilerinin ileri derecede merkezi bir birlikte toplaÅŸması isteÄŸinden doÄŸdu. Ulusal komünist partileri, sosyalist ve sosyal demokrat partiler içindeki bir dizi bölünmeden sonra ortaya çıktı. BolÅŸevik modele uygun olarak, bu partiler, her türlü farklı düşünce taşıyanların temizlenmesi mantığını uyguladılar. Marksist bile olsa diÄŸer sosyalist akımlarla diyalog, bundan sonra olanaksız hale geldi. Fransa’da, 1920′de toplanan Tours Kongresi’nde Sosyalist Leeon Blum az sayıda yandaşıyla birlikte, Komünist Enternasyonal’e kabul ÅŸartlarının (21 ÅŸart) öngördüğü parti anlayışını reddetti.

1930′lu yıllardaki siyasi yakınlaÅŸmalara raÄŸmen (Fransa’da Halk Cephesi boyunca), III. Entemasyonal komünistleriyle diÄŸer Marksist partiler arasındaki kopukluk, ltalya’da faÅŸizmin, ardından da Almanya’da nazizmin yükseliÅŸine karşı ittifak kurmayı reddetmeleriyle dramatik bir boyut kazandı.

Totaliter bir ideoloji.

Lenin, Marx ‘ın tarih anlayışını tümüyle tartışma konusu haline getirdi. Marx, karlaÅŸtırıcı etkileri üzerinde durmuÅŸtur; bu da, Karl Kautsky ‘nin veya Leon Blum ‘ün eÄŸitilmiÅŸ bir proletaryanın yönetiminde sosyalizmin nihaî doÄŸuÅŸu için gerekli uzun bir olgunlaÅŸma süreci anlayışını haklı göstermektedir. Oysa, Lenin , devrime giriÅŸmeden önce, esas itibariyle bir tarım ülkesi olan Rusya’da kapitalizmin geliÅŸmesini beklemeyi reddetmiÅŸtir.

Öte yandan, Lenin, Marx ‘ın sınıf mücadelesi fikrini en uç noktasına taşıdı. Birinci Dünya Savaşı sırasında sosyalist partilerin büyük çoÄŸunluÄŸunun milliyetçi bir tutum takınmalarına karşı çıkan Lenin, sonraki yıllarda onların pasif davranmalarını da kınadı. Lenin, askerî ÅŸiddeti siyasetin bir devamı olarak görür. 1902′den itibaren, Lenin, seçkinci parti anlayışım över; partide eleÅŸtiri özgürlüğüne yer yoktur. Rosa Luxembourg , BolÅŸevikleri ÅŸiddetle eleÅŸtirerek ve siyasal özgürlüğün devrimden sonra da hüküm sürmesi gerektiÄŸini savundu.

Komünistler arasında, Lenin ‘e ve 1917 Rus Devrimi’ne atıfta bulunmak, giderek Marx’a atıfta bulunmanın önüne geçti. Lenin’den sonra SSCB’nin yöneticisi olan Stalin, 1924′ten itibaren,yeni bir öğretiyi, «Marksizm-Leninizmi”i biçimlendirdi. Stalin , Leninizmi, tükenmekte olan kapitalizm çağının Marksizmi olarak tanımladı. Çok sayıda militan, bu dogmatik indirgemeyi kabullenerek devrimci kurama baÄŸlandı. Bu nedenle, Marx ‘ın eserlerinin öğrenilmesi, baÅŸta Çin olmak üzere, kimi ülkelerde bölük pörçük ve gecikmiÅŸ olarak tanındı.

1949′da zafere ulaÅŸan Çin Devrimi’nin önderi Mao Zedong , kuramı bir köylü devletine uyarlamakla birlikte, baÅŸlangıçta Marksist Leninist oldu. Giderek Marksizm Leninizm’den koptu ve sınıf mücadelesini proletarya diktatörlüğü dönemine kadar uzatarak ve böylece karşı devrimcilere karşı artan bir ÅŸiddet uygulamasını meÅŸru kılarak kendi kuramını oluÅŸturdu.

Ne var ki uluslararası komünist hareket, Mao ‘nun, Sovyet Komünist Partisi önderi Kruşçev’un 1956′da Stalincilikten arındırma ve ABD ile barış içinde bir arada yaÅŸama siyaseti uygulamaya baÅŸlamasını revizyonizm olarak eleÅŸtirmesiyle birlikte büyük bir bunalımın içine sürüklendi.

Mao , SSCB’yi de dahil ettiÄŸi Batılı emperyalist güçlere karşı azgeliÅŸmiÅŸ ülkelerin savunuculuÄŸunu üstlendi. Ama bu giriÅŸim, Çin’in Üçüncü Dünya ülkelerinde geliÅŸmekte olan Marksist hareketler içinde önderliÄŸi elde etmesini saÄŸlayamadı. 1991′de SSCB’nin dağılmasına kadar uluslararası komünist hareket içinde önderliÄŸi her durum ve koÅŸulda Sovyetler yürüttü.

Sovyet Marksizmi, çoÄŸu zaman, özellikle Afrika’da ve Güney Amerika’da, Amerikan emperyalizmine karşı yürütülen ulusal kurtuluÅŸ hareketlerine ideoloji olarak hizmet etti. SSCB’nin saÄŸladığı maddî destek, en az Marx’m kuramların çekiciliÄŸi kadar belirleyici rol oynadı.

Sosyalist partiler ve Marksizm.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası sosyalist hareket yeniden örgütlendi. Bu hareket, Marksizmi diÄŸerlerinin yanı sıra, sosyalist bir inanç olarak kabul etti; ancak «Marks eleÅŸtirel anlayışıyla baÄŸdaÅŸmaz» olan komünizmi reddetti (Frankfurt Kongresi, 1951)

Marksizmle işçi hareketinin birleÅŸmesi ne her yerde, ne de her zaman aynı yoÄŸunlukta gerçekleÅŸmedi. Birinci Dünya Savaşı’na kadar ve ondan sonra 1920′den itibaren, Almanya’da bu birlik çok güçlü idiyse de, sosyal demokratlar ve komünistler nazizmin öldürücü darbelerine manız kaldılar bunu izleyen süreçte Alman sosyal demokrat hareketi Marksizme atıfta bulunmaya 1959′da son verdi. İngiltere’de, işçi hareketi refomrcu sendikalizm sayesinde alabildiÄŸine güçlendiyse de, Marksizm ancak küçük grupların ideolojisi olarak kaldı. Marksist tezlere son derece açık olan Fransa, her ikisi de güçlü bir komünist, bir de sosyalist parti barındırdı.

Tartışılan Marksizm.

Siyasî Marksizm paradoksları artırdı: devrimden sonra devletin yok olacağını ileri süren bir özgürleÅŸme öğretisi olmaktan çıkarak, diktatörlük rejimlerinin doÄŸmasına dönüştü. Bu yüzden, Marx ‘ın düşüncesi sözde tarihî yasalar adına süreÄŸenleÅŸtirilen her türlü siyasal ÅŸiddete kolay bir gerekçe sunmakla suçlanır hale geldi. Marx’ın ideolojik yabancılaÅŸma kuramı bizzat Marksizme karşı kullanılarak, onun yüzyılın büyük bir dini olarak anılmaya layık dünya çapında siyasal ve öğretisel bir hareket yaratmış olduÄŸu görüldü.

Çok sayıda aydın, yine de, Marx ‘ın eserini gelenekten kesinlikle bir kopuÅŸ, çaÄŸdaÅŸlığın yaratıcı bir aÅŸaması olarak deÄŸerlendirdi. İster Hıristiyan, ister varoluşçu Jean-Paul Sartre , (Diyalektik Aklın EleÅŸtirisi, 1965), ister yapısalcı (Louis Althusser , Kapital’i Okumak, 1966, ister psikanalizci (Wilhelm Reich) , hatta ister dogmayı reddeden Marksist (Frankfurt Okulu ve Herbert Marcuse) olsun, bu aydınlar Marksizmi kendi görüşlerine ve dünyayı sorgulayışlarına katıp geliÅŸtirdiler.

eXTReMe Tracker

otel emlak inþaat tekstil